30.05.2026
weather
14°
Yeni Medya Haber Sağlık Kanser Tedavisinde Yeni Dönem: Genetik Test Kemoterapi İhtiyacını Azaltabilir

Kanser Tedavisinde Yeni Dönem: Genetik Test Kemoterapi İhtiyacını Azaltabilir

Bilim insanlarının geliştirdiği yeni bir genetik test hangi hastaların kemoterapiden gerçekten fayda göreceğini belirleyebiliyor

3 Dakika
OKUNMA SÜRESİ
Kanser Tedavisinde Yeni Dönem: Genetik Test Kemoterapi İhtiyacını Azaltabilir

Meme kanseri tedavisinde kullanılan yeni bir genetik testin sonuçları, milyonlarca kadının kemoterapi almadan güvenli şekilde tedavi edilebileceğini ortaya koydu. Uzmanlar, bulguların dünya genelindeki tedavi kılavuzlarını değiştirebilecek nitelikte olduğunu belirtiyor.

The Guardian’da yer alan habere göre, dünyada en yaygın kanser türlerinden biri olan meme kanserinde tedavi genellikle tümörün cerrahi olarak çıkarılmasının ardından uygulanıyor. Hastalığın tekrar etme riski görülen vakalarda ise kemoterapi öneriliyor. Ancak kemoterapi; saç dökülmesi, mide bulantısı, yorgunluk, uyku sorunları ve cilt problemleri gibi ciddi yan etkilere yol açabiliyor. Bazı hastalarda kısırlık, erken menopoz veya bilişsel sorunlar gibi kalıcı etkiler de görülebiliyor.

Bilim insanlarının geliştirdiği yeni genetik test ise hangi hastaların kemoterapiden gerçekten fayda göreceğini belirleyebiliyor. Böylece bazı hastalar gereksiz kemoterapiden kaçınırken, tedavinin etkinliğinden de ödün verilmemesi hedefleniyor.

4 binden fazla hasta üzerinde denendi

Sonuçları ABD’nin Chicago kentinde düzenlenen Amerikan Klinik Onkoloji Derneği (ASCO) yıllık toplantısında açıklanan Optima adlı uluslararası çalışma, İngiltere öncülüğünde yürütüldü.

Çalışmada İngiltere, Norveç, İsveç, Avustralya, Yeni Zelanda ve Tayland’dan yeni meme kanseri teşhisi almış 4 bin 429 hasta takip edildi. Araştırmaya katılan hastaların tamamı 40 yaş ve üzerindeydi ve hormon reseptörü pozitif meme kanseri tanısı almıştı. Bu kanser türü, tüm meme kanseri vakalarının yaklaşık yüzde 80’ini oluşturuyor.

Araştırmada kullanılan Prosigna adlı test, tümör dokusundaki 50 genin aktivitesini analiz ederek kanserin önümüzdeki 10 yıl içinde tekrarlama riskini hesaplıyor. Elde edilen sonuçlar, kemoterapinin gerekli olup olmadığı konusunda doktorlara yol gösteriyor.

Sonuçlar kemoterapinin her hasta için gerekli olmadığını gösterdi

Çalışmaya katılan hastalar iki gruba ayrıldı. İlk gruptaki hastalar standart tedavi kapsamında kemoterapi ve ardından hormon tedavisi aldı. İkinci grupta ise tümörler genetik testle analiz edildi.

Test sonucu yüksek riskli çıkan hastalara kemoterapi ve hormon tedavisi uygulanırken, düşük risk grubundakiler yalnızca hormon tedavisi aldı. Her iki grupta da gerekli görülen radyoterapi ve diğer tedaviler standart şekilde sürdürüldü.

Beş yıllık takip sonuçlarına göre, genetik test sonucu düşük riskli olan hastalarda kemoterapi uygulanmasının ek bir fayda sağlamadığı görüldü. Kemoterapi ve hormon tedavisi alanların yüzde 95’i beş yıl sonra hayatta ve kansersizken, yalnızca hormon tedavisi alanlarda bu oran yüzde 94 olarak ölçüldü.

Araştırmacılar, bu sonucun düşük riskli hastaların kemoterapiye bağlı yan etkilere maruz kalmadan güvenli şekilde tedavi edilebileceğini gösterdiğini belirtiyor.

“Kişiselleştirilmiş tedavide önemli bir adım”

Çalışmanın baş araştırmacısı ve University College London Meme Onkolojisi Profesörü Rob Stein, sonuçların meme kanseri tedavisinde uzun süredir devam eden önemli bir soruna çözüm sunduğunu söyledi.

Stein, “Bulgularımız, birçok hastanın tedavi sonuçlarından ödün vermeden kemoterapiden güvenle kaçınabileceğini gösteriyor. Bu çalışma, tedavi kararlarının yalnızca klinik özelliklere değil, tümörün biyolojik yapısına göre verilmesinin önemini ortaya koyuyor” dedi.

Araştırmanın eş baş araştırmacılarından Glasgow Üniversitesi Meme Onkolojisi Profesörü Iain MacPherson da sonuçların hormon duyarlı meme kanseri hastalarında kemoterapi kullanımını güvenli biçimde azaltabilecek güçlü kanıtlar sunduğunu belirtti.

Uzmanlara göre çalışma, meme kanseri tedavisinde daha kişiselleştirilmiş ve hedefe yönelik yaklaşımların önünü açarken, hem hastaların yaşam kalitesini artırabilir hem de sağlık sistemlerinin kaynaklarını daha verimli kullanmasına katkı sağlayabilir.

Kardeş haber

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *
Cumhuriyet’in İlk Yıllarından 2024’e Sağlıkta Devrim: Bir Doktora Düşen Kişi Sayısında Büyük Düşüş!

Cumhuriyet’in İlk Yıllarından 2024’e Sağlıkta Devrim: Bir Doktora Düşen Kişi Sayısında Büyük Düşüş!