6 Şubat 2023’teki büyük depremin üzerinden üç yıl geçti; ancak hem fiziksel yapıların hem de toplumsal hafızanın yeniden kurulması hâlâ tartışmalı bir alan olmaya devam ediyor. Bianet’te yayımlanan yazıda, deprem sonrası ortaya çıkan hatırlama pratikleri eleştirel bir gözle inceleniyor.
Yazar Elif Aydın, anma günlerinde, deprem saatini vurgulayan içeriklerde ve kent meydanlarına yerleştirilen deprem anıtlarında gözlemlenen hatırlama biçimlerinin, aslında travmayı sürekli kılan, yıkımı donduran semboller sunduğunu belirtiyor. Bu tür anıtlar, depremi yaşayanlar için iyileştirici olmaktan çok, duygusal yükü yeniden üreten temsillere dönüşebiliyor.
Özellikle Kırşehir’deki gibi cam fanus içerisine yerleştirilmiş enkaz kolon parçaları ya da 04.17’de durmuş saatlerden oluşan anıtların, travmanın dondurulmuş imgelerini ortaya koyduğu ifade ediliyor. Yazar, bu tür anıtların çoğu zaman devletlerin ya da belediyelerin en risksiz hatırlama biçimi olarak görüldüğünü; derin sorumluluk tartışmalarını, adalet talebini ve deprem politikalarının sorgulanmasını gölgede bıraktığını savunuyor.
Yazıda ayrıca Bolu’daki “12 Kasım Deprem Anıtı ve Müzesi” örneği üzerinden, depremi anma iddiasıyla inşa edilen mekânların bile fiziksel olarak dayanaksızlıkla yüzleştiği, dolayısıyla toplumsal hafızanın da zayıf temellere oturduğu vurgulanıyor.
Sonuç olarak, toplumsal hafızanın yalnızca beton anıtlar ve sembollerle değil, sorumluların işaret edildiği, hesap sorma yollarını açık bırakan ve adalet arayışını sürdüren bir hatırlama biçimiyle kurulduğu ileri sürülüyor. Aksi takdirde anma, insanları travmayı yeniden üretmeye iten bir etkinliğe dönüşebilir.
https://bianet.org/