Son dönemde dijital platformlarda ruh sağlığına dair içeriklerin ivme kazanması, pek çok bireyin kendisini tıbbi bir terimle tanımlamasına zemin hazırlıyor. Bilhassa “DEHB”, “Bipolar”, “Borderline” ve “Anksiyete bozukluğu” gibi kavramlar gündelik konuşma diline yerleşmiş durumda. Psikiyatri Uzmanı Dr. Pelin Taş, bu alandaki farkındalık artışının kıymetli olduğunu ancak teşhis koyma aşamasının sanıldığı kadar kolay gerçekleşmediğini vurguladı. Dr. Taş, “Ruh sağlığı tanıları bir hisle ya da kısa bir video izleyerek konulmaz. Tanılar psikiyatristler tarafından uluslararası tanı sistemlerine göre değerlendirilir. Tanı koyarken yalnızca belirtilerin varlığı değil; süresi, şiddeti ve kişinin günlük yaşamını ne kadar etkilediği de dikkate alınır” ifadelerini kullandı.
DİKKAT DAĞINIKLIĞI HER ZAMAN DEHB İLE İLİŞKİLİ DEĞİLDİR
Son yıllarda en çok karşılaşılan sorulardan biri de “Acaba DEHB miyim?” sorusu oluyor. Günlük yaşantıda odaklanma güçlüğü, unutkanlık ya da çabuk sıkılma gibi durumlar yaşayan birçok kişi, bu semptomları Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) ile ilişkilendirme eğilimi gösteriyor. Dr. Taş’a göre bu yaklaşım her zaman isabetli bir değerlendirme teşkil etmiyor. Modern hayatın yoğun dijital uyaranlarının pek çok insanda konsantrasyon kaybına yol açabildiğini belirten Dr. Taş şu uyarıyı paylaştı: “DEHB yalnızca hareketli olmak ya da zaman zaman unutkanlık yaşamak değildir. Günümüzde sürekli ekranlara maruz kalmak dikkat süresini kısaltabiliyor. Modern yaşamın getirdiği dikkat dağınıklığı ile klinik DEHB’yi birbirinden ayırmak gerekir.”
"HER KAYGI ANKSİYETE BOZUKLUĞU DEĞİL"
Kaygı, insanoğlunun doğal savunma mekanizması olarak görülüyor. Sınav öncesi heyecan duymak ya da kritik bir görüşme öncesi gergin hissetmek aslında sağlıklı bir reaksiyon. Fakat anksiyete bozukluğu, bu durumdan çok daha farklı bir klinik tabloyu işaret ediyor. Psikiyatri Uzmanı Dr. Pelin Taş, “Anksiyete bozukluğunda kaygı aşırı, kontrol edilmesi güç ve uzun sürelidir. Çarpıntı, nefes darlığı, mide bulantısı ve kas gerginliği gibi fiziksel belirtiler eşlik edebilir. Bu noktada kişi günlük işlevlerini sürdürmekte zorlanır” diyerek kritik bir ayrımın altını çizdi.
Taş, sosyal ağlarda en çok karıştırılan olgulardan birinin de depresyon olduğuna işaret ediyor. Keder, moralsizlik veya hayal kırıklığı gibi hislerin hayatın olağan akışının bir parçası olduğunu aktaran Dr. Taş, klinik depresyonun çok daha farklı bir tablo olduğunu bildirdi. Majör depresyon teşhisi için en az iki hafta devam eden mutsuzluk hali, ilgi kaybı, enerjide düşüş, uyku ve iştah değişimleri gibi semptomların bir arada gözlenmesi gerekiyor. Depresyon sadece ‘canım sıkkın’ demek değildir; bireyin yaşam sevincinin ve işlevselliğinin ciddi oranda gerilemesidir.”
BİPOLAR BOZUKLUK NEDİR?
Duygusal iniş çıkışlar tecrübe eden birçok kişi kendisinde bipolar bozukluk olabileceği şüphesini taşıyor. Oysa bipolar bozukluk, belirli klinik fazlarla tanımlanan bir rahatsızlık. Dr. Taş, bipolar bozuklukta depresif dönemlerin yanı sıra mani veya hipomani ataklarının da görüldüğünü kaydederek: “Mani dönemlerinde günler hatta haftalar süren az uyku ihtiyacı, aşırı enerji, taşkınlık, hızlı konuşma, düşüncelerin hızlanması, kontrolsüz para harcama gibi belirtiler ortaya çıkar. Tek başına duygusal iniş çıkışlar yaşamak bipolar bozukluk anlamına gelmez" sözlerini ekledi.
Kaynak: Habertürk
https://www.haberturk.com/sosyal-medyada-kendi-kendine-psikiyatrik-tani-koyma-yayginlasti-3872374
Haber girişi: 25.03.2026 - 22:50